Aydan bir kayık yaptım
Yüzünün derinlerine
Kırıklarımı bir bir kapıların önüne bıraktım
Kalbinin kapıları
Ben de vardım orada
Dem köprüsüne astım
Üstüme beyaz dumanlar yolladım
Binlerce dil, binlerce yüz kucakladım
Hiçbiri senin gibi olmadı çocuğum
Az gittin, uz gittin
Parkın bir köşesinde
Aklımda türlü oyunlarla
Bir başıma kaldım
Bu hüznü herkes anlar da
Ben düşünmeden ağlardım
Yıllar geçti
Büyüdü ellerin, koca adam oldun
Hiç geçmedin buralardan
Çünkü koca adam olmak demek elden bırakmaktı çocukluğu
Unutmaktı oyuncakları, düşleri ve umudu
Ben hiç bırakmadım
Kendime de hiç kızmadım
Çocukluktandır dedim, kalbime bastım
Ne zaman oraya gitsem
Sinemada yangın çıktı
Ne zaman unutmak istesem
Gramofona müjdeli bir plak koyardım
Ve sarsak bir anlamı olurdu diye düşünüp dururdum
Fesat bir yaz günü
Sevdiğim şehrin ağaçlarına hasretken
Ankara'da bulunmamın
Evvel zaman içinde,bin bir şeker içinde
Ruhunu çoktan eskitmişken
Burnuna kremşantiden bir nokta koymamın
Hepsini iyi biliyorum
Bir de el incesi olduğumu
Ne kadar yaramıyorsam tornistana ve sana
Düşüncelerimin gözlerinden akıyorsam bu sabah
Portakal reçelinin tadını henüz
bilmiyorsam
Otobüs camlarında yansımalar aramıyorsam
Her şeyi büsbütün unutmuş olamam
O halatlar türlü güzelliklerle
sarılırdı bana
Sanırdım ki pruvam seninle neta
Bir gün baktım ki
Göğünde kocaman soğuk eller
Yollarca uzaksın
Sarı sıcakken görmez insan
Uzaklıklar hep yakalanmıştır ağlara
Uzaklara koşamam ama inanırım bir yalana
Düşlerimden başka kimse yakalayamaz beni
Utanma şair arkadaş denizimi ver bana
Çocuk utangaçlığımla, veda Ankara
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder