her gece sormak istediği
tek bir soru
gerçekten gerekli miydi
bakışlarda
binlerce anlam içinden
suda yürüyerek bana doğru gelen
tehditkarlık
gördüm
gerçekten gerekli miydi
çıkıyorum
heybende fazlası olmayan kontrolünden
gerçekten gerekli miydi
kızıllığında kaybolurken göğün
kış geldiğinde o sarımtırak
acı dolu havayı içine çeker gibi
nefret dolu nefes
duydum
gerçekten değerli miydi
seslendirilen evin içinde
ikilik es ölüm
yalnız
yalnız uyandım
gerçekten gerekli miydi
ruhumun tacizine rehber
bir mesaj, iki söz
sıfatsız vücutlar zihninde önemlendiğinde
gerçekten gerekli miydi
bir hayal
üstünden ileri geri akan bacaklar
bir hayal
odamdaki siasis
uykunun ilk ayracı
benim ne düşündüğüme olan merak
şimdi ulaştın sana
izinsiz
gerçekten gerekli miydi
Siasis
16 Ocak 2019 Çarşamba
14 Ekim 2017 Cumartesi
GÖK SİYAH MAVİ YER
Hiçbir şeyimiz yoktu
En az kaldırımda ölüme kollarını açmış öylece yatan kirpi kadar
Hiçbir şey hiçbir şeyi görmüyordu
Kör müydük yoksa şapkalarımız
Gözlerimizi mi kapatıyordu
Bir değil iki değil üç parlak göz
Kalbimden boğazıma doğru hareketlendi biri
Kendi dibimi deldim
Çok acıdı bazı gündüzlerim, gecelerim
Öyle çok acıdı ki
Kalp gözü müdür nedir
Gırtlağıma indirdim
Sorduğum an gerçeğim ılıdı;
Şapkanı çıkarttığında dökülen taşları kim topluyordu Tanrı?
Şapkanda kaç can vardı?
Biz hiç bilmezdik
Arada bir havalanırdı gözümüzdeki perdeler
Fotoselli lambanın üzerinden bana gülümseyen kertenkeleden başka kim hatırlayacak beni?
Plastik kuşaklar birbirine bağlanırken
Durun, gözümdeki bu yaş da neyin nesi?
Biliyorum
El değiştirenlerin nöbetinde duruyorum
Çağırılmıyorum
Yakup da değilim ama biraz karıştırıyorum
ellimde kirli bir bezle
Duvardan bağırıp duran karayı temizlemeye çalıştım bu gece
Sildikçe yeniden ortaya çıkıyor dünya âhı
“Malum ölümle besleniyordu tanrısı”
Aztekler mi yanılıyordu
Yoksa Tanrıyı hebefrenikleştiren algılarımızı mı yıkıyordu ölüm?
düşünüyordum ağaçlar yerinden sökülene kadar
Bir arada olamayacak kadar uzaktı ellerim
Düşünüyordum ve düşünmek delilikti
O zamanların akıllılarından daha deliydim
En sevdiğim lacivert kravatında
Parmağımın ucu kadar bir leke
Benim yerime o anlatsın
Kızma çocukluğuma atttığım tokatlara
Sen artık o adam değilsin
Saldın içindeki kuşu göğe
Öyle bir saldın ki
Gök titredi üstüme
14 Ocak 2017 Cumartesi
PALTO
Kirpiklerimin köküne bağlı çekingen burnumla
Kokladım grinin eriştiğim adını
Kokusunu alır almaz bu şehrin
Masanın ucundaki bir bardak gibi hissettim
Sonra yazılmamış bir şiirin üstüne soğuk sular içtim
Kader gibi bekleyişler geçti içimden
Yırtık çorabından utanan çocuk gibi utandım delik deşik kalbimden
Bir kuş gördüm
Bakışlarıyla kuşluğundan utan der gibi koşan insanlar arasında
En çok da benim gibi bir his duyan
Hüznü yeşil bir levha diye kalbine asan
O da mı hezeyan içinde geçirirdi aylarını
Bunca insan içinde soluk alıp verirken
Bana benzeyen
Kaygılı korkusuz kumrum benim
Ağaçlarla sarılır, çiçeklerle konuşur gibi yaşadım hayatı
İncitmeden
En çok yaşımı ve bu mevsimi sevdim
Düzen içinde kaybolmuş aşkımı aradım uzun gecelerde
Ararken boş odalarda yankılanan içimi dinledim tenimde
Bu hali yalnız kumrum anlar
Ankara'da insanlar eski anılarını çöpe atamadıkları için mi temizdir çöp kutusundan yoksun sokaklar?
Sahte bir borç gibi duran ölümsüz duvarları mı saklar onların anılarını benim kadar?
Bir gün insanların sesleri yükselince kuşların ağaçları terk ettiğine rastlarsa gözlerin, şaşırma Gideceğim derken önünde diz çöküp yanaklarını öpüşümü düşün
Kuşları seslerimizle incittiğimiz için giremediğimiz cennetler gelsin aklına
Umutsuz da olma, olanca binayı atla
Serpme dalgaların Kız Kulesi'ni nasıl öptüğünü düşün
Yorgunluğumu koklasan da otoyollarda
İzlediğin ilk çizgi filmleri hatırla, resmi binaların duvarlarında
Kremşantiler dök bulutların arasına
Oyunlar oyna hep
O gök senin bu gök benim
Benim temel reis kadar güçlü sevgilim
Ki senin ıspanağın bendim
Bambu Dergi/ Sayı 15
18 Eylül 2015 Cuma
Ağustos
Aydan bir kayık yaptım
Yüzünün derinlerine
Kırıklarımı bir bir kapıların önüne bıraktım
Kalbinin kapıları
Ben de vardım orada
Dem köprüsüne astım
Üstüme beyaz dumanlar yolladım
Binlerce dil, binlerce yüz kucakladım
Hiçbiri senin gibi olmadı çocuğum
Az gittin, uz gittin
Parkın bir köşesinde
Aklımda türlü oyunlarla
Bir başıma kaldım
Bu hüznü herkes anlar da
Ben düşünmeden ağlardım
Yıllar geçti
Büyüdü ellerin, koca adam oldun
Hiç geçmedin buralardan
Çünkü koca adam olmak demek elden bırakmaktı çocukluğu
Unutmaktı oyuncakları, düşleri ve umudu
Ben hiç bırakmadım
Kendime de hiç kızmadım
Çocukluktandır dedim, kalbime bastım
Ne zaman oraya gitsem
Sinemada yangın çıktı
Ne zaman unutmak istesem
Gramofona müjdeli bir plak koyardım
Ve sarsak bir anlamı olurdu diye düşünüp dururdum
Fesat bir yaz günü
Sevdiğim şehrin ağaçlarına hasretken
Ankara'da bulunmamın
Evvel zaman içinde,bin bir şeker içinde
Ruhunu çoktan eskitmişken
Burnuna kremşantiden bir nokta koymamın
Hepsini iyi biliyorum
Bir de el incesi olduğumu
Ne kadar yaramıyorsam tornistana ve sana
Düşüncelerimin gözlerinden akıyorsam bu sabah
Portakal reçelinin tadını henüz
bilmiyorsam
Otobüs camlarında yansımalar aramıyorsam
Her şeyi büsbütün unutmuş olamam
O halatlar türlü güzelliklerle
sarılırdı bana
Sanırdım ki pruvam seninle neta
Bir gün baktım ki
Göğünde kocaman soğuk eller
Yollarca uzaksın
Sarı sıcakken görmez insan
Uzaklıklar hep yakalanmıştır ağlara
Uzaklara koşamam ama inanırım bir yalana
Düşlerimden başka kimse yakalayamaz beni
Utanma şair arkadaş denizimi ver bana
Çocuk utangaçlığımla, veda Ankara
4 Aralık 2014 Perşembe
MEKTUP
Habersizdir çoğu an; ben cevabımı kendimden alırım,
Ve asla gocunmam.
Bu defa diyorum, bu defa; farklı yerlerden uçuyoruz,
Uçuyoruz ya; bu da demektir ki, yetinmezliği üstümüze alıyoruz
Aşağıda kalbimden biri var, kenarına köşesine düştüğüm
İçim çekiyor, aldanmıyorum.
Kirpiklerinden anlıyorum,
Aranma boşuna, nasıl olsa düşürürüm maviyi
Ve parmaklarım üzerine ellerini alırım, ellerini
Ellerini ezberletirim kalbime,
Her çizgisini o görkemli coğrafyanın;
Gezinirken çölün üzerinde ve aniden
Tuttukça hayatlaşan çizgisini.
Bir ben varım tam ortasında ellerinin,
Gözlerini aldım doldurdum,
Fakat hâlâ kendime kızmıyorum,
Güzelliğini içtim yudum yudum
En çok da Kadıköy'den
Bir gün oralarda olacağımızın bilincinde ceviz ağaçları var gönlüme ilişmiş,
Sesimize karışan kuşlarıyla
Ege denizinde boğuyorum kötü olan ne varsa
Omzumdaki yükten taşıyorum;
İşte şu yağmurun göğünden taşıyorum
Koşuyorum sana,
Neyim varsa aldım da geldim,
Bölündüğümden çok birleştim,
Sen benim mevsimimin en güzel iklimi,
Sendendir poyrazların ısıtması içimi
Sevinçte, mutsuzluğu yudumluyoruz bir ağızdan
Diyorlar ki gelen özlemin mevsimidir
Yalan konuşur kadınların gözlerindeki sonbaharlar aldırma sevgilim
Bende her mevsim Haziran'dır
Ve her haziran şairin ölümüne isyan eder gibi
Bir aşk doğurmaktır
Sen çok yakınlarda bir geleceksin
Mavigillerin en sonsuzu, ta kendisi olmak için.
Bir adam göreceğiz, bardağının içinde sarı bir tabanca
Hayatımı kucaklayacağım,
Benim olmadığını anlayana dek
Korkular da olacak
Ama hemen yanından geçip gidince
Denize dayayıp sırtımızı birbirimize mektup yazacağız
Konuğumuz pürtelaşlık olabilir
Ağırlaşınca gözlerimden kucaklayacağım seni
Yanımın ve üzerine içimin olacak
Doğruluk tüyüm seninle tartılacak
Konuğumuzu uğurladıktan sonra rahatça kapanacağız kapılar gibi
İstanbul'u üzerimize kilitleyeceğim
Tükenmeyen gerçeğimi üstüne asacağım
Ve yazacağım varoluşumun ardına
Kocaman gözlerini köpüren denizlere mi döndün ne var?
Ayın yüzünde türlü erozyonlar
Gözündeki tuz yandıkça akıyor zakkumlar
Dahası yatağımın üzerinde görünmeyen bağlar
Seni arama dönencelerinde boynuma dolanırlar
Halılarda yitmişleri, tavanlarda yorgunluğu gözetiriz
Ömrünüz salıncaklar gibi elimizden geldiğincedir
Yaşlı bir gramafonum ben, içine sözler oturtulmuş
Nicedir aynı parçayı döndürüyorum
Gel ki,
Gençleşeyim!
7 Mayıs 2014 Çarşamba
27 Ağustos 2013 Salı
İZMARİT
Bir kuş olunuz bayım,
Ama bir angut kuşu olmayın sakın!
İnsanların bir şeyleri unutmaya ihtiyacı vardır bayım;
Mavinin içinde uçmaya,
Yeni bir gökyüzü bulmaya,
Yeni kuşlar tanımaya ihtiyacı vardır.
Kaybolmayın bayım,
İnsanın yanlışı tatmaması lazım.
Eğer bir kağıt ve kaleme sahipseniz yazmalısınız bayım,
Kuş kadar dilinizle yapabileceğinizin en iyisi budur.
Yazdıkça evrenden büyük olursunuz bayım,
Önce başlamak lazım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)